Kategoriler
Hikaye

Sallanan Sandalye

Bilmem ki nereden başlamalı anlatmaya? Çok da uzaktan değil, aslında yakın bir yerlerden geliyor sesim. Yılların gıcırdattığı şu sallanan sandalyenin arka ayağından sesleniyorum. Nereden geldiğimi, miladımı sorarsanız cevaplayamam. Zira; pek anımsayamıyorum o zamanları. Salonun en güzel köşesine kurulduğum vakti hesaba dökmeye kalkarsak, demirbaş sözü bile hafif kalır. Tabir-i caizse bu evin köşe başıyım ben.

Kategoriler
Hikaye

Parana Yazık

Güneşi ensemde iyiden iyiye hissetmeye başladığımda anlamıştım, şehre otostopla gitmenin pek de parlak bir fikir olmadığını. Bu durumu fark etmek için geç kalmış olsam da elimdeki dosyayla başımı gölgede tutmayı akıl edebilmiştim. Köyün muhtarı sokmuştu aklıma bu otostop işini. “Parana yazık hocam, çıkıver köyün girişine. Ora kestirme ya, kamyon pek çok geçer. Atıverirler seni de şehre.”

Kategoriler
Dosya

Hatıralarıyla Orhan Kemal

“Ben de deh’rin çekmeğe geldim deh’re.”

Dedesi Orhan Kemal’in doğumunu, Çanakkale’de topçu subayı olarak görev yapan babası Abdülkadir Kemali’ye bu telgrafla bildirir.

Kategoriler
Hikaye

Taş Ötüyor

Bugün adamın birini sana benzettim. Benzetmek ne kelime, peşine bile takıldım. Arkadan aynı sana benziyordu. Ensesi kat kattı, boynuna doğru kızarmış. Saçları kısaydı, tıraş olmuştur dedim. Seyrek, kıvırcık, üç numara… Ayaklarını da dışa dışa basıyordu senin gibi.

Kategoriler
Hikaye

Tahtadan Canlar

Ellerim, ayaklarım hareketsiz; başımsa öne düşmüş. Usta bıçak darbelerinden var olmuşum, tahtanın sertliğine kafa tutan elmacık kemiklerim, küt burnum zımparaların eseri. Kelamsız dudaklarımda  belli belirsiz bir gülümseme… Derince oyulmuş çukurluklara yerleştirilmiş uyku bilmeyen gözlerim… Dümdüz alnım, olmayan kaşlarım, kirpiklerim donuk yüz ifademin son parçaları.

Kategoriler
Hikaye

Bırak Artık, Hayal Bunlar!

Hayal dediğim şey bu mu? Ucundan tutunup gittiğim sen misin? Rüzgarının içinde ayaklarımı yere değdirmeye gerek bile duymadan, gözlerimi kapayıp savrulduğum…

Kategoriler
Dosya

Kendini Okuyan Şair: Cahit Zarifoğlu

1960’lı yıllar… Cumhuriyet sonrası Türk edebiyatının kendini iyiden iyiye tamamladığı, çeşitli dergilerin etrafında toplanan gençlerin edebiyata adım adım dâhil oluşuna şahitlik eden güzel zamanlar… “Yazar” sözcüğünün kıymetinin hâlâ bilindiği -en azından yazın dünyamız adına- özlenilesi yıllar… İşte Cahit Zarifoğlu da böyle zamanlarda kalemini gezdirmeye başlar Türk edebiyatında…